"Tanrı futbolu gökte oynamamızı istese oraya da çim koyardı."

24 Ağustos 2010 Salı

Ronnie'den mektup var!

" Hepinizin de bildiği üzere, halkla konuşmayı pek sevmem ve çok büyük bir veda da gerçekleştirmedim. Ama şimdi bu fırsatı Barcelona formasını terlettiğim beş yıl boyunca yaşadıklarım için teşekkür etmek adına kullanmak istiyorum. Kesinlikle hayatımın en güzel beş yılıydı, hem profesyonellik hem de özel hayatım bakımından. Birlikte geçirdiğimiz süre boyunca çok eğlendiğimi düşünüyorum.

Vedalardan hoşlanmam ve bu şansı eski arkadaşlarımla hasret gidermek, geçmişteki ilişkilerimi ve arkadaşlıklarımı yenileyerek geçirmeyi tercih edeceğim.

Camp Nou'ya geri dönmek benim için son derece özel bir şey. Burası daima en sevdiğim statlardan birisi olarak kalacak. Ben burada eğlenirken sizin de eğlenmenize yardımcı olmuş olduğumu umuyorum.

Tüm Barcelona camiasına, özellikle Sandro Rosell'e kucak dolusu sevgiler.


Ronaldinho"

Orjinal Metin: http://www.fcbarcelona.com/web/english/noticies/futbol/temporada10-11/08/24/n100824112529.html

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Umrumda olmayan düşüncelerinize cevabım!

Her zaman merak etmişimdir, insanlar hayatım hakkında ne düşünüyorlar diye. Aslında umursadığımdan değil bu merak, sadece bilmek istememden ötürü. Bir fikir yürüttüm, “etrafımdaki insanların çoğu nasıl betimliyor acaba hayatımı?” diye. İşte bu fikrimin etrafında açıklamak istedim bir şeyleri. Açıklamak zorunda olduğumdan değil de aslında, içimde kalmasını istemediğimdendir belki de. Amacım ne olursa olsun, okuyun ve anlamaya çalışın dediklerimi, satırlarımı.


Hayatım şovenist, gereksizliklerle dolu veya kapitalist gibi görünüyor değil mi dışarıdan bakılınca? Hadi itiraf edin nasıl tanımladığınızı! Hadi bekliyorum, söyleyin içinizden ne geliyorsa. Ben sizlerin aklından geçen muhtemel bir tanım yapayım şimdi. “Babasının verdiği paraya bağımlı yaşayan, bilgisayar başından kalkmayan, aklını futbola kullanan, bir şeylere aşırı bağımlı olan, kız gibi olmayan kız”. Doğru bir tanımlama yaptım size göre değil mi? Baba parası yemem kapitalizm, futbolla ilgilenmem gereksizlilik, bir şeylere aşırı bağımlı olmam da şovenizm oluyor işte size göre. Evet, kabul ediyorum, baba parası harcamam tam bir kapitalistlik ama diğerleri tamamen safsata.


Hayat genel anlamda sıkıcı, çekilmez ve acı dolu değil mi? Tabi o dediklerim tamamen sizin sorununuz. Benim hayatım futbol ve diğer çok sevdiğim ilgi alanlarım sayesinde daha zevkli, daha çekilir ve daha mutluluk dolu. Siz gelip geçici olan şeylere üzülürken, canınızı sıkarken ben futbol sayesinde hayatımı daha güzel bir hale getirebiliyorum. Hayatımı daha elverişli bir hale getiriyorum. Aslında sizlerin beni yerdiği şeyler ne kadar farklı olursa olsun aslında bir o kadar da aynı. Siz Aşk-ı Memnu’da Bihter’in ölmesine ağlarken ben, Mesut Real Madrid’e gidince ağlıyorum, ne farkı var? Farkını söyleyeyim mi, sizin yaptığınız daha aptalca! Sonuçta benim arkasından ağladığım kişi gerçekten de var olan, yani bir dizi veya film için insan beyninde yaratılmış olmayan birisi. Yani Bihter ne kadar gerçek dışıysa Mesut o kadar da gerçek işte. Ama niçin insanlara benim yaptığım daha büyük aptallık gibi geliyor? İnanın hiçbir fikrim yok. Aslında bir fikrim var bu konuyla ilgili. Ne mi?


Türkiye’de bıyıksız kesimin futbolla ilgilenmesi çok ters geliyor bıyıklı kesime değil mi? Hatta bıyıksız kesimin büyük bir kısmı da öyle düşünüyor. Neden böyle düşündükleriyle ilgili bir fikrim de yok. Arada bir düşünüyorum, acaba İngilizler bu oyunu icat ederlerken oyun kurallarında “Bayanlar izleyemez, düşkünü olamaz, bağımlısı haline gelemez!” diye belirtmişler de, benim mi haberim yok bundan?!


Futbolla ilgilenmeye başladığımda kaçınızın aklından “Kesin birine âşık olmuştur o yüzden izliyordur,” diye geçti? Veya kaçınız “İlgi çekmeye çalışıyor, ondan izliyordur,” dedi içinden? Yüzdelik orana vursak %49-%49 çıkar mesela sonuçlar. Kalan %2 ise benim ben gibi olan arkadaşlarımı temsil eder işte. Ama şu %98’lik dilim var ya işte, o kesim öldürüyor beni gülmekten.


Hiçbir zaman futbolu çok biliyorum diye bir iddiam olmadı. Ama kendimi geliştiriyorum işte. Her gün yabancı sitelerde, forumlarda ekstra bir şeyler öğrenmek için fink atıyorum. Twitter’dan, Tumblr’dan farklı ülkelerin insanlarıyla tanışıp onların futbol anlayışını öğrenmeye çabalıyorum. Yabancı dilimi geliştiriyorum, ileride işime yarar diye. Siz, kendini futbolsever olarak niteleyen bıyıklılar bir tribünden diğer tribüne küfürler ederek, sahaya yabancı madde atarak, kahvehanelerde ve toplumun diğer noktalarında hakeme, hatta tuttuğunuz takımın futbolcularına küfür ederken ben TV’de verilen efsanelerin belgesellerini izliyorum. 17 yaşında olmama rağmen Beckenbauer’i, Lineker’i, Eusebio’yu biliyorum mesela. Cruyff felsefesini hayatıma uyarladım, çok zor bir şey değil bu. Cruyff “En iyi savunma hücumdur,” derken sadece saha içinden mi bahsediyordu yani? Güldürmeyin beni!


Tuttuğum takımları seviyorum; ama oyunu takımlardan daha çok seviyorum. Barcelona kapansa bugün Allah korusun, ben yine de futbol izlemeye devam ederim. Futbolu seviyorum, futbolu sevdiğim futbolcuları sevmememi gerektirmez. Futbol, futbolcuları da sevince daha güzel. Sizin Messi’yi izlerken aldığınız maksimum zevk benim aldığım minimum zevke eşit mesela. Çünkü ben sahada harikalar yaratan adamın gerçek hayatta da nasıl harika bir insan olduğunu biliyorum. Arsenal maçında dört gol atarken golü ithaf ettiği Valen’i herkes sevgilisi zannederken aslında yeğeni olduğunu bilmek hoşuma gidiyor. Tuttuğum takımın B takımındaki futbolcuların bile isimlerini, yaşlarını bilmek bana çok büyük zevk veriyor. Sizin geçen sene tanımaya başladığınız Pedro’yu 3 sene öncesinden tanıyıp neler yapabileceğini anlamış olmak bana kendimi yüce bir kişi gibi hissettiriyor. Eski maçlara bakarken Guardiola’nın futbolcu, Xavi’nin yedek olduğunu görmek ve bundan aldığım zevk, siz maçlarda küfür ederkenki zevkten kat be kat büyük.


Futbolcuları tanımlarken kanat oyuncusu, bek, kaleci diye değil de atıyorum “Çocukken Fabregas’la aynı odada kalan, bir zamanlar ManU’da da oynamış, David Guetta dinleyen, sevgilisi çok çirkin olan stoperimiz” diye nitelendirmeyi seviyorum. Takımın özelliklerini bilmeyi seviyorum, yani işin sadece saha içi boyutunda değilim. Futbolcular birer mal değildir, siz O’nu bonservisiyle satın almış olabilirsiniz ama onlarında kişilik özellikleri var. Ve ben hayranlık duyduğum insanların özelliklerini bilmeyi seviyorum. Bojan Krkic’in alt yaş grubu takımlarındayken 998 gol attığını bilmek bana tarif edilemez bir gurur veriyor. Iniesta kitap çıkarınca heyecanlanıyorum, Pique Yunanistan’a tatile gelince o kadar yakınımda olması bana kendimi iyi hissettiriyor. Messi’yi hiç olmayan abim olarak görmek bana hayatım istediğim şekildeymiş gibi düşündürüyor. THY Barcelona’yla sponsorluk anlaşması imzalayınca aklımdan olmadık hayaller kuruyorum, bu hayallere tutunmak hoşuma gidiyor. Messi’nin kız arkadaşının çok güzel olduğunu görünce O’nun kadar ben de mutlu oluyorum. Ve bunun gibi birçok farklı duyguyu yaşıyorum futbol sayesinde. Olayın sadece sevdiğim ve hayranlık duyduğum kulüpler veya futbolcularla alakası da yok. Futbol; Ronaldo twitterda baba olduğunu açıkladığında da, Casillas Sara Carbonero’yu canlı yayında öptüğünde de, Sergio Ramos six-pack yaptığında da veya daha başka şeylerşe de güzel. Futbol her türlü güzel aslında.


Tuttuğum takımı tam donanımlı olarak tutmak istiyorum. La Masia’dan ne tip yetenekler çıkacak merak etmek istiyorum. Henüz B takımındaki futbolcuları arkadaşlarımla aramda paylaşmak istiyorum. Mesela gelecekte Fontas patlama yaptığında O’na sarkacak kızlara “Hoop ne oluyoruz?” diyecek olmak bende hınzır bir efekt meydana getiriyor. İlerinde Barcelona’ya taşınmanın hayallerini kurmak, Camp Nou’yu göreceğim ilk anı hissetmek şu okul-ev arası geçen hayatımı daha zevkli hale getiriyor. Gece uyumadan önce bir gün La Rambla Caddesi’nde yürürken Iniesta’yla çarpışmanın düşüncesiyle yatağa yatıyorum.


El Mundo Deportivo’nun Sara Carbonero’su olmak istiyorum. Kimse bunu yapacağıma inanmazken içten içe gülmeyi ve 2016-2017 gibi bir tarihte suratlarının halini düşünmeyi seviyorum. Genelde gülüp geçiyorum insanlar beni anlamayınca. Etrafta futboldan anlamayan arkadaşlarım var, bunlar beni “Kesin birine âşık olmuştur ondan izliyordur,” cümlesiyle tanımlayan kesimden çoğunlukla. Onlara söyleyebileceğim bir şey yok, Allah acil şifalar versin diyebilirim sadece, kızamam yani. Ama okulun bıyıklı eşrafı bana “Ronaldo Messi’den daha seksi, neden Madrid’i tutmuyorsun?” dediğinde veya “Guardiola eşcinsel adamın teki, Mou karizmatik, Realli olursun artık bu sene” diyince kan beynime sıçrıyor resmen! Ve bunu diyenler de bana “birisine âşık olmuştur” yaftası yapıştıranlar.


Futbolcunun yakışıklı olanını seviyorum. Ama bu Ribery'e veya Landon Donovan'a hayranlık duymamı engelleyemez.Bir arkadaşımdan alıntıyla bitiriyorum olayı, "Gerçekten güzel bir oyuncunun takımın için oynamasından zevk alıyorum. Bunu paylaşmak istiyorum. Takımınızda Megan Fox oynuyor olsaydı, siz de bundan bahsetmek isterdiniz. Ve eminim ki konuştuğunuz tek şey Megan'ın verdiği olağanüstü paslar olmazdı."

Uzun lafın kısası; futbol benim hayatım, Barcelona hayatımın en önemli kısmı, Fenerbahçe ise çocukluk aşkım. Kimse beni “çakma fenerli”, “çakma Katalan” veya “ileride futbolla ilgili bir şey yapacağını zanneden zavallı” olarak nitelemesin. Ya da, nitelesinler UMRUMDA DEĞİL çünkü artık. Cruyff der ki; “Kafatasının içinde örümcek ağı olanlarla muhatap olmayın, onlara ne deseniz de fark etmez.” Ve ben de Cruyff’ün dediğini yapmak istiyorum. Cruyff şu hayatta değer verdiğim birçok şeyin kurucusu. Barcelona’nın Barcelona olmasını sağlayan, futbolu güzelleştiren önder bir insan. Sizler siyasetçileri kendinize önder edinirken benim önderim de Cruyff işte. Sizinle benim aramdaki fark buradan başlıyor aslında.


Yazım bitti işte şimdilik. Aslında yazmak istediğim daha çok şey var ama Busem msne çağırdı, Pique'yle ilgili fotoğraflar varmış elinde. O daha önemli benim için.


Örümceklerinize iyi bakın, kafatasınızın içinde besleyin onları cahilliğinizle. Sıcak tutun onları. Hala da baldır görmek için futbol izlediğimi düşüneniniz varsa da onlara söyleyeceğim tek şey var; GO YOUR HELL SON OF A BITCH!